Tuz mağarasının şifası

Yaklaşık 8 yıl önce, bir kış vakti, dağcı bir grupla Ilgaz Kurşunlu Kaplıcaları ve Ilgaz yürüyüşüne katılmıştım. Şimdiki gibi zorlu yürüyüşler yapmaya başlamamıştım henüz. Grup kar yürüyüşüyle Ilgaz Dağı zirvesi tırmanışı yapacağını söyleyince birkaç arkadaşımla kaplıcanın sıcak sularında günü geçirmeye karar vermiştik. Arkadaşlar kar yürüyüşünden vazgeçip Çankırı’da Tuz Mağarası’na gitmiş. Bir de gelip bize ballandıra ballandıra anlattılar. O gün nasıl hırs yaptıysam Çankırı Tuz Mağarası listemde hep ilk sıradaydı. Ama ancak fırsat bulabiliyorum ve İstanbul’dan direkt Çankırı Tuz Mağarası’nda alıyorum soluğu.

Yolculuklarımda artık biliyorsunuz navigasyon programını kullanıyorum. Yine yazıyorum, düşüyorum yola. Nohut tarlalarının arasından kıvrıla kıvrıla giderken birden yolun ortasında ‘geldiniz’ diyor. Bu bir şaka olmalı! Etrafta mağaraya benzer bir şey yok. Soracak kimse de olmayınca, mecbur yavaş yavaş yola devam ediyorum. Yolun sonu çok şükür mağaraya çıkıyor. Konumlara tekrar bakınca iki adet işaret olduğunu ve doğru konumun tamamen küçük harflerle yazıldığını fark ediyorum. Siz de dikkat ediniz. Bu arada mağara Balıbağı Köyü sınırlarında… Mağarada yol çalışması başta olmak üzere sık sık yenilemeler yapılıyor ve kapatılıyor; bayram için açıldı ama siz yine de gitmeden önce mutlaka arayın (444 0 318).

“Gezerken ve fotoğraf çekerken çok eğleniyoruz ama titremekten duramıyorum. Tuz mağarası zaten bir şifa kaynağı. Ne kadar uzun kalırsak o kadar iyi ama kesinlikle kalın bir şeyler giymek gerekiyor.”

Geçerken uğranmaz

Yol Çankırı Tuz Mağarası’nda bitiyor. Yani burayı görüp, gezip geri döneceksiniz. Geçerken uğrayayım durumu söz konusu değil. Mağaranın olduğu alanda internet, telefon çekmiyor. Aracınızı bırakabileceğiniz kocaman, ücretsiz bir alan var. Arabayı park edip giriş ücretini ödeyeceğimiz kulübeye ilerliyoruz. Giriş ücreti tam 7, öğrenci 3 lira. Çalışma saatleri 9.00 ile 16.30 arası. Burada tuz ürünleri satın alabileceğiniz küçük bir dükkân var. Sabaha karşı yola çıktığımız ve saatlerce yol geldiğimiz için biraz yorgun ve sersem durumdayım. Mağaranın kocaman kapısına doğru ilerleyip içeri girdiğimde bir serinlik karşılıyor ve biraz kendime geliyorum. Bu serinlikten anlamalıydım aslında… Meğer mağaranın içi ne kadar soğuk! Mutlaka üzerinize uzun bir şeyler giymelisiniz. İnsanın dişleri birbirine vuruyor. O derece.

Tam 5 bin yıllık bir geçmişe sahip, Hititlerden kalma bu mağara doğal değil. Tuz çıkara çıkara dağların içi oyulmuş. Hâlâ da başka bölümlerinde tuz yapılmaya devam ediyor. Bizim gezdiğimiz bölümler turizme kazandırma projesi kapsamında Çankırı Valiliği’ne verilmiş. Kocaman girişten ilerlemeye başlıyoruz. Fotoğraf çeke çeke ilerlerken bizden başkaları da geliyor. Aslında bilen biliyor; tek sorun sık sık tadilata girmesi. Mağaranın içi aydınlatılmış; mutlak bir karanlık yok. Fener almanız gerekmiyor yani. Tuz katmanlarını ve o renkli hareli yapıyı görmek çok enteresan bir deneyim oluyor. “Gerçekten tuz mu” diye duvarı yalama gafletinde bulundum… Evet tuz tabii ki ama üzerinde çamur gibi bir katman var. Bu hareketi yapmadan önce iki kez düşünmem gerekirdi ama artık çok geç! Kendimi 1 yaşında, öğrenmek için her şeyi ağzına atan bir bebek gibi hissediyorum; komik…

Mağaranın içinde birbirinden etkileyici heykeller var.

Eşek de kamyon da…

Eski tuz madeni, günümüzün tuz mağarası ilerledikçe beni şaşırtmaya devam ediyor. İçerisi ne kadar büyük. Kavşaklar var. Daha önce başka ülkelerde tuz mağaralarına girmiştim ama onlar doğal ve küçücüktü. Burası kocaman. Bir zamanlar tuz çıkarılan bölümlerde geziyoruz. Tuzları kamyonlarla taşıdıklarını düşününce neden bu kadar kocaman olduğunu da anlayabiliyoruz. Hatta yürüye yürüye kocaman bir sergi alanına erişiyoruz. Tuzdan heykeller yapmışlar. Hepsi çok başarılı. Hatta burada çalışıp ölen bir eşek ve tavşan da sergileniyor. Tuz madeninde hiçbir şey bozulmuyor. Mağarada mikrop, bakteri yaşayamıyor. Dolayısıyla fosiller zarar görmüyor.

Çankırı’ya gitmişken Çankırı Kalesi’ni, Taş Mescit’i, Çankırı Müzesi’ni, Hüyük Yeraltı Şehri’ni, Bayramören Köprüsü’nü, Sakaeli Kaya Mezarları ve Peribacaları’nı gezmeden dönmeyin derim. Bilindik rotaların dışında olmayı hak ediyoruz…

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.