“Milli Eğitim Bakanlığı çok doğru bir işe imza atmıştır”

  • Haber7 – ÖZEL

Ortaöğretim Genel Müdürlüğünce hazırlanan “adabımuaşeret” dersinin, MEB Temel Eğitim Genel Müdürlüğünce hazırlanan “görgü kuralları ve nezaket” dersinin müfredatı, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının onayından, geçtiğimiz günlerde geçmişti. Ortaokullarda tüm kademelerde seçmeli olarak okutulacak “görgü kuralları ve nezaket” dersi ile öğrencilerin iletişimde görgü kurallarının ve nezaketin önemini fark etmeleri, aile içinde, okulda, toplum içerisinde ve kişiler arası ilişkilerde görgü kurallarına ve nezakete uygun davranış sergilemeleri amaçlanıyor. Derslerde, öğrencilerin farklı kültürlerde görgü kuralları ve nezaketin önemini kavramaları, çevreye karşı duyarlı olmaları ve dijital ortamlarda görgü kuralları ve nezaketin önemini fark etmeleri hedefleniyor.

Ancak hükümet karşıtı Cumhuriyet gazetesi alınan yeni karar hakkında, halk tarafından beğenilmediğini ileri sürerek ‘Türk sosyal hayatında aile’ dersinin ‘büyük tepki çektiğini’ gazetelerine taşıdı. Cumhuriyet gazetesi, Milli Eğitim Bakanlığının almış olduğu karardan dolayı hükümeti eleştirirken röportaj yaptıkları Eğitim-Sen Genel Başkanı Nejla Kurul şunları ifade etti:

“Söz konusu derslerin müfredata eklenmesiyle, AKP’nin eğitimi dinselleştirme konusunda daha karanlık bir program izlemeye başlamıştır.”



Konu hakkında Haber7’ye konuşan Psikoloji Bilimi Uzmanı ve Araştırmacı Yazar Adnan Kalkan, Prof. Dr. Cihat Yaşaroğlu, Doç. Dr. Ahmet Kavlak ve Prof. Dr. Bayram Özer çarpıcı açıklamalarda bulundu.



“MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI GAYET DOĞRU BİR İŞ YAPTI”

Haber7’ye özel açıklamalarda bulunan Psikoloji Bilimi Uzmanı ve Araştırmacı Yazar Adnan Kalkan; “Milli ve manevi değerlerini öğrenen öğrenciler vatanına, milletine sadık olur ve hizmet eder. Kimsenin hakkına girmez, zulmetmez, kimsenin namusuna el, dil uzatmaz.” Diyerek sözlerine şöyle devam etti:

Son yüz yıldır nesil ve aile ciddi anlamda hasar görmüştür. Eğitim sisteminin seküler müfredatı nesil yetiştirememiştir. Gerek ders kitaplarının maneviyat ve kimlik inşa etme eksikliği gerekse aktarıcıların usul sorunu sebebiyle gençlik ciddi anlamda kimlik ve kişilik bunalımı yaşamaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı her dönemde bazı değişiklikler yapmaya çalışsa da istenen düzeyde değişiklikler henüz tam olarak yapılmış değildir.

Boşanmaların artması, evlilik yaşının yükselmesi, evlilik sayılarının azalması, aile yapımızda meydana gelen tahribatın vehametini gözler önüne sermektedir. Milli Eğitim Bakanlığı bu yıkımın farkına varmış ve “Adab-ı Muaşeret, Türk Sosyal Hayatında Aile” derslerini müfredata koymuş ve gençlerin aile, kültür, gelenek ve göreneklerine bağlı olarak yetişmesini sağlamak istemiştir. Milli ve manevi değerlerini öğrenen öğrenciler vatanına, milletine sadık olur ve hizmet eder. Kimsenin hakkına girmez, zulmetmez, kimsenin namusuna el, dil uzatmaz.

Milli Eğitim Bakanlığı gayet doğru bir iş yapmıştır. Gençlerin kendi öz kültürleri ve değerleri doğrultusunda yetişmeleri için bu önemli dersleri müfredata koymuştur. Ahlaklı ve değerlerini bilen bir nesli kimse kötü emellerine alet edemez. Gençler üzerinde ifsat projesi olanlar ancak bu derslerin konulmasına karşı çıkarlar. Sivil toplum kuruluşları bu anlamda Milli Eğitim Bakanlığı’na destek olmalıdır. Her anne babanın bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı’na destek olması şarttır. Çocuklarımız üzerindeki kötü emeli olanların ifsat projelerine çocuklarımızı kaptırmamak için onları hem adabı muaşeret hem aile derslerine yönlendirip çocuklarımızı fitratları doğrultusunda yetiştirmeye çalışmalıyız. Bu her anne babanın görevi olduğu gibi, milli eğitimin de bu derslerini desteklemek gerekir. Milli ve manevi değerlerle yetişen nesiller medeniyet inşa ederler. Nesli ihya medeniyeti inşa mefkûremize ulaşmak için ahlaklı ve ailesine, vatanına, milletine yabancı olmayan barışık nesiller yetiştirmemiz gerekir. Bu anlamda aile ve adabı muaşeret önemlidir.”

“MEB TARAFINI, MİLLİ, MANEVİ, AHLAKİ, KÜLTÜREL VE İNSANİ DEĞERLERDEN YANA KULLANMIŞTIR”

Haber7’ye konuşan Prof. Dr. Cihat YAŞAROĞLU; “MEB’in aldığı karar, öğrencilerimizin akademik açıdan başarı kadar ahlaki yönden de toplumla bütünleşmiş fertler olarak yetişmelerine hizmet edecek, günlük hayatta değerlerin yansımasını daha iyi görmeleri açısından öğrenciye katkı sunacaktır.” Dedi. Yaşaroğlu şöyle devam etti:

“MEB müfredat geliştirme çalışmalarını, Türkiye Yüzyılına yakışır, hem fert hem de toplumun ihtiyaçlarına uygun milli, manevi ve ahlaki değerleri temele alacak bir bütün olarak yürütüyor. Müfredata yerleştirilen adabımuaşeret ile görgü ve nezaket kuralları, Türk aile hayatında aile gibi dersler, öğrencilerin içinde yaşadıkları toplumun temel değerlerini kavramalarını, bu şekilde yetiştirilmelerine olanak sağlaması açısından önemli bir adımdır. Bu dersler ve bu dersleri genel anlamda destekleyecek değerler eğitimi çalışmaları çocuklarımızın olumlu kişilik özellikleri kazanmaları için gerekli ve önemli düzenlemelerdir. Bu çalışmaları, öğrencilerimizin olumsuz davranışlarını sürekli eleştirmek yerine kişilik inşasında olumlu katkı sağlayacak adımlar olarak görmek lazım.

Özellikle son zamanlarda çocukların dijital platformlardan etkilenme düzeylerinin, aile ve eğitim kurumlarının etkisi ile kıyaslanacak olursa açık ara önde olduğu görülecektir. Bu durumda çocuklarımızın kendi kendilerine toplum için önemli görülen değerleri kazanmalarını beklemek demek çocuklarımızı kasıp kavuran denetimsiz dijital platformların esiri kılmak anlamına gelecektir. Hali hazırda çeşitli derslerde bu alanlar ile ilgili kazanımlar yer almakla birlikte ayrıca böyle müfredatın konulmuş olması, öğrencilerin dikkatlerini önemli gördüğümüz alanlara çekilmesine katkı sağlayacaktır. Görgü kuralları ve nezaket dersi “görgü ve nezaket”, “ailede görgü kuralları ve nezaket”, “okul ortamında görgü kuralları ve nezaket”, “toplum içinde görgü kuralları ve nezaket” ünitelerinden oluşuyor. Diğer yandan bu dersler kapsamında görgü, nezaket, zarafet, saygı, sevgi, teşekkür etme, hürmet, edep, mahremiyet, hak, sorumluluk ve terbiye gibi kavramlar etrafında şekillenmektedir. Hem ele alınan bu değerler ve kavramlar hem de konular, birey ve toplumun değer temelli ihtiyaçlarına da cevap niteliğinde olacaktır.

Bu müfredat çalışmaları ile ilgili diğer bir boyutta, siyasi iradenin toplum için önem arz eden derslerden yana iradesini kullanmış olmasıdır. MEB tarafını milli, manevi, ahlaki, kültürel ve insani değerlerden yana kullanmıştır. Tarafsızlık kılıfı altında alınan kararlar, kimi zaman başkaları tarafından özellikle dolaşıma sokulan, fert aile ve cemiyet açısından zararlı olarak nitelendirebileceğimiz bir takım menfi akımların icra edildiği faaliyet alanlarına dönüşebilmektedir. Bu noktadan MEB’in bu haliyle siyasi iradenin, içinde yaşadığımız toplumun milli, manevi ve dini değerleri doğrultusunda, kültürel temelde aldığı karar yerinde ve doğrudur. Razi’nin de dediği gibi ‘Bir dirhem ilim, bin okka edebe muhtaçtır.’ Öğrencilerimizin öğretim hayatları boyunca kazanmaları gereken akademik müktesebatın yanı sıra ferdî ve toplumsal hayatta önem atfedilen görü ve nezaket kurallarını da öğreniyor olmaları, akademik açıdan başarı kadar ahlaki yönden de toplumla bütünleşmiş fertler olarak yetişmelerine hizmet edecek, günlük hayatta değerlerin yansımasını daha iyi görmeleri açısından öğrenciye katkı sunacaktır.”

“YÜZYILDIR UYGULANAN EĞİTİM POLİTİKALARI AİLE BAĞLARININ VE TOPLUMSAL SAYGININ ZAYIFLATILMASINA SEBEP OLMUŞTUR”

Doç. Dr. Ahmet Kavlak Haber7’ye yaptığı konuşmasında; “Bu mesele çok ciddi bir mesele olduğundan veliler okul üzerinde adab derslerinin çocuklara öğretilmesi konusunda baskı kurmalıdır. Çünkü bu var olma davasıdır.” İfadelerini kullanarak şöyle devam etti:

“Devletin sağlam bir toplumun üzerinde yaşayabildiğini, sağlam bir toplumun da sağlam bir aile yapısına dayandığını her halde duymayan, bilmeyen yoktur. Bu mesele tartışmaya açık bir konu olmadığına göre, sağlam bir aile tesis edilmesi devletin eğitim sisteminin ilk amacı değil midir? Peki, sağlam aile nedir? Mesela Avrupa’da olduğu gibi 18 yaşını doldurunca çocuğundan kira talep eden aile yapısı mı? Yaşlanınca anne ve babasının zahmetine katlanmak düşüncesi olmaması mı? Olmadığı için de yaşlıları bir araya toplayan malum barınaklara anne ve babanın atılması mı? Sağlam ailenin özelliği nedir?

Her toplum suç oranı düşük bir topluluk olarak yaşamak ister. Peki, bunun yolu nedir? Sağlam aile yapısı değil midir? Aile ortamında yetişmeyen çocukların ruhsal bozuklukları ve suça meyilli olmaları bilinen açık bir tehlike değil midir? Bu malum hakikatlere ilaveten hem ailenin sağlamlaştırılması hem de aileye yardımcı olarak eğitim sisteminin karakterli insan yetiştirmeyi hedeflemesi devletin istikbalini doğrudan ilgilendiren bir konu değil midir? Devlet tüm kurumlarının eleman temininde ahlaklı ve karakterli insanların alınmasını temin etmek için asgari şartlar olarak ahlaki şartları talep etmek zorunda değil midir?

Ahlaklı bir nesil nasıl yetiştirilir? Biliyoruz ki bunun iki şartından biri huzurlu bir aile yapısı içinde iradeli yani hazzını milletin menfaati için terk eden karakterli insanların yetiştirilmesi, ikincisi ise bu huzurlu ailede yetişen veya yetişme imkânı bulamayan neslin istikamet üzere yönlenmesini sağlayacak eğitim sisteminin yerleştirilmesidir. Eğitim sistemi bu istikameti; asgari olarak, milletin kültürünü, inancını, örfünü, hassasiyetlerini göz önüne alan bir müfredatla gerçekleştirir. Milletin sağlam karakterli fertlerden oluşmasını hedefleyen bir uygulamaya itiraz etmek, doğrudan milletin ve devletin bekasına düşman olmak niyetinden ileri geleceğine göre, devletin en çok şiddet ve tavizsizlik göstermesi gereken şey bu itirazdır.

Milletin dininin, kültürünün, örfünün öğretilmesine karşı çıkan bu zihniyetin arka planında, Avrupa denilen, iki dünya savaşında ve sömürgecilikle milyonlarca insanı öldüren dünyanın baş belası sömürgeci zihniyetin aile yapısını ve kadın erkek ilişkisini evrensel doğru kabul etmek taklitçiliği yatar. Bir toplumun sağlamlığı, yaşlılara, özellikle ana babaya olan hürmetle ölçülür. Fakat toplumun sağlamlığı değil de batırılması hedef ise, o zaman itiraz edenler kendilerince yani kendi hedeflerine göre doğru yapıyorlar demektir. Aileyi ve toplumu sağlamlaştıran uygulamalara itiraz etmek bir fikir özgürlüğü değildir. Burada özgürlük konusu olan şey uygulamanın nasıl daha iyi yapılabileceğine dair önerilerden ibaret olabilir. Yaklaşık yüz yıldır, uygulanan eğitim politikaları hep aile bağlarının ve toplumsal saygının zayıflatılmasına sebep olmuştur. Şimdi düşünelim ve durumumuzu kritik edelim:

Cumhuriyet öncesinde gençler anne babalarına karşı saygısızdı da, cumhuriyet döneminin eğitim politikalarıyla bu saygı mı arttı? Eşler arasında hürmet yoktu da, bu politikalar sonucu aile içi muhabbet ve bağlılık mı arttı? Cumhuriyet öncesine komşuluk ahlakı ve diğergâmlık yoktu da bu mu tamir edildi? Esnaf dürüst değildi de, esnafın dürüstlüğü mü arttı? Askerimiz cesaret sahibi değildi de cesareti mi artırıldı? Hayır. Olması gerekenin tersi gerçekleşti. Şu andaki aile yapımız, komşuluk ilişkilerimiz, ana babaya saygı ve milleti menfaatinden daha çok sevme konusunda hiçbir şey verilmedi. Ne varsa elimizde bize eskiden miras kalanlardan ibarettir. Eksiklik ne zaman tamir edilmek istenilmişse, ailelerin sağlamlığından, karakterli insanların yetişmesinden rahatsız olanlar fikir özgürlüğü ve çağdaş bilmem ne fikriyle itiraz edip düzelmeyi önlediler. Genel ahlakı düzeltecek hiçbir sermayeleri olmadığı ve hatta tahrip ettikleri halde, düzeltmeyi engellemek için vaktiyle irtica yalanına sarıldıkları gibi yine sarılmaya devam etmektedirler. Hâlbuki bu konu devlet ve millet için hayati öneme sahiptir. Bir çocuk küçüklüğünde ahlaki eğitim almazsa, sonradan verilenler veya polis zoru ve korkusuyla dürüstlüğe sevk edilmeler, su üstüne yazı yazmak gibi ahmakâne tedbirlerdir. Eksik bilgi açığı kapatılır, fakat eksik ahlak açığı kapatılmaz.

İlkokullarda eğitim, sadece ve sadece; dört işlem, okuma yazma ve tarih ile beraber geri kalan zamanda dini milli yapımızı aktaracak uygulamalar ve eğitimlerden ibaret olmalıdır.”

“ÖĞRENCİLERİ BU KONUDA BİLİNÇLENDİRMELERİ EN AZ FEN VEYA MATEMATİK DERSLERİ KADAR ÖNEMLİDİR”

Prof. Dr. Bayram Özer Haber7’ye özel yaptığı konuşmasında Adab-ı muaşeret konusunun önemine değinerek şunları ifade etti:

“Her toplumun kendine özgü adab-ı muaşeret kuralları bulunmaktadır. Bu kurallar, bireylerin birbirleriyle olan etkileşimlerini düzenler ve toplumsal uyumu sağlar. Kültürel arka planımız, bu kuralları şekillendiren unsurları içerir. Eğitim sistemi, öğrencilere kendi kültürlerine özgü adab-ı muaşeret değerlerini öğretmeli ve bu değerlerin sosyal ilişkilerde nasıl uygulanacağını öğrencilere aktarmalıdır. Çünkü adab-ı muaşeret, sadece bir nezaket kuralları toplamı değil, aynı zamanda etkili iletişim, empati, çözüm odaklı düşünme gibi modern yaşam becerilerini de içinde barındırır. Bu yüzden günümüzde, genç neslin bireyselleşmeye yönelmesiyle birlikte, adab-ı muaşeret kuralları eğitim sisteminde daha da önemli hale gelmiştir. Dolayısıyla eğitim kurumları, öğrencilere sadece bilgi aktarmakla kalmayıp, aynı zamanda bu temel yaşam becerilerini kazandırmak adına adab-ı muaşeret derslerine daha fazla vurgu yapmalıdır. Böylece gençlerin sosyal hayatta daha başarılı, saygılı ve etkili olmalarına katkıda bulunacaktır. Bu sebeplerle günümüzde başkalarına karşı nezaket, saygı ve düşünceli davranışlar göstermek konusunda eğitim kurumlarının bir planının olması ve öğrencileri bu konuda bilinçlendirmeleri en az fen veya matematik dersleri kadar önemlidir.”

 

KAYNAK: HABER7

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*